Lamppost kelimesi, sokak lambasının direği anlamına gelir. Günlük hayatta sıkça karşılaştığımız bir nesne olmasına rağmen, şarkı sözlerinde nadiren bu kadar belirgin bir şekilde yer alır.
Ed Sheeran bu kelimeyi, sevgilisiyle yaşadığı özel bir anıyı anlatmak için kullanır: "Under the lamppost, back on sixth street" (Altıncı caddedeki sokak lambasının altında). Bu, dinleyicinin zihninde romantik ve nostaljik bir sahne canlandırarak şarkının duygusal derinliğini artırır.
İngiliz müzisyen Ed Sheeran'ın bu parçasında aşk hem can yakan hem de yaraları saran tek sığınak. Şarkının kalbinde ise zamanı durduran eski bir fotoğraf karesi var. Ed, sevgilisine fiziken uzaktayken bile o anıların içinde nasıl güvende kaldıklarını anlatıyor: "Where our eyes are never closing / Hearts are never broken" (Gözlerimizin hiç kapanmadığı / Kalplerin asla kırılmadığı yerde). Ayrılığın ve mesafelerin getirdiği ağırlığı hafifletmek için fotoğrafları adeta birer kalkan yapıyor.
Şarkıda en sevdiğim şey, anlattığı somut ve samimi detaylar. Sevgilisinin yanında olamadığında ona "So you can keep me / Inside the pocket of your ripped jeans" (Beni yırtık kotunun cebinde saklayabilirsin) veya "Inside the necklace you got when you were sixteen" (On altı yaşındayken aldığın kolyenin içinde tutabilirsin) diyerek varlığını bir fotoğrafla onun üzerinde hissettirmek istiyor. Sokak lambasının altında ("Under the lamppost") kalan bir öpücükten telefondaki fısıltılara kadar uzanan bu yolculukta, tek bir net çağrı dönüp duruyor: "Wait for me to come home" (Eve dönmemi bekle). Sözleri dinlerken hem bu küçük hatıraların değerini fark edecek hem de İngilizce kalıpları doğal akışında öğreneceksin.