Haunts kelimesi, bir şeyin birinin aklına sürekli gelmesi, peşini bırakmaması veya rahatsız etmesi anlamına gelir. Genellikle bir hayaletin musallat olması gibi ürkütücü bir çağrışımı olsa da, bu şarkıda mecazi bir anlamda kullanılmıştır.
Bruno Mars, yaptığı hataların ve kaybettiği aşkın anılarının onu sürekli rahatsız ettiğini, gözlerini her kapattığında aklına geldiğini ifade etmek için bu kelimeyi kullanır. Bu, pişmanlığın ve özlemin derinliğini çok güçlü bir şekilde anlatır.
Bruno Mars bu şarkıda arkasına yaslanıp büyük hatalarını bir bir sayıyor. Yatak aynı yatak ama ona artık bomboş ve devasa geliyor: "Same bed, but it feels just a little bit bigger now" (Aynı yatak, ama artık biraz daha büyük hissettiriyor). Radyoda çalan eski şarkıları bile artık kulağına yabancı. Gururu ve bencilliği yüzünden hayatındaki kadını kaçırdığını açıkça itiraf ediyor: "My pride, my ego, my needs and my selfish ways / Caused a good strong woman like you to walk out my life" (Gururum, egom, ihtiyaçlarım ve bencil hallerim / Senin gibi güçlü ve iyi bir kadının hayatımdan çıkıp gitmesine sebep oldu). Kendisine kızarken lafı hiç dolandırmıyor, "Too young, too dumb to realize" (Anlayamayacak kadar genç, anlayamayacak kadar aptal) diyerek geçmişteki saflığına ve körlüğüne doğrudan sövüyor.
Şarkının asıl can alıcı tarafı ise o kaçırılan küçük anlar. Çiçek almadığına, elini tutmadığına ve onunla dansa gitmediğine yanıyor. Üstelik şarkı biterken intikam ya da öfke yerine çok farklı, biraz da buruk bir temenni bırakıyor masaya. Artık çok geç olduğunu bildiği için kadının yeni sevgilisine sesleniyor: "I hope he buys you flowers / I hope he holds your hand" (Umarım o sana çiçekler alır / Umarım o senin elini tutar). Kendi yapmadığı ne varsa, "Do all the things I should've done / When I was your man" (Senin erkeğin olduğum zaman yapmam gereken her şeyi yapsın) diyerek yeni adama adeta bir yapılacaklar listesi devrediyor.